Hayat çoğu zaman karışık, aslında basit gelir insana. Aslında hayatın karışıklığı da, basitliği de insanın kendisidir. İzleyene öyle yalın öyle sade gelir ki her şey. Hayatın derinliklerine doğru indikçe karmaşıklaşmaya başlar. Başka başka bağlar görürsünüz insanlar ve insanlar arasında, insanlar ve dünya arasında, insanlar ve tanrıları arasında. Hatta insanlar ve kendi yaratılışları arasında bile. Evrenin kendisi ve kapsadığı her şey ağır bir paradokstur aslında.
İnsanın yaşama amacı, dünyaya gelmesindeki sebep nedir? Bu soru insanlığı düşündüren en eski sorunlardan biridir. Sadece doğmak, büyümek, yaşamak, yaşarken dünyayı da bizimle yaşlandırmak ve sonrasında göçüp gitmek için midir? Ne kadar çok soru var değil mi? Bu aralar benimde aklımda o kadar soru işareti, o kadar çok bilinmez var ki hangisine önce cevap aramalıyım bilemiyorum. Geçenlerde yazdığım bir şeyle başlayalım; “Hepimiz evrenin ölümlü oyuncaklarıyız” demişim. Bunu söylememin sebebi, her insanın dünya üzerinde bir görevi olduğu, yaşamımız boyunca bu görevi yerine getirdiğimiz ve süremiz dolduğunda bu görevi bizim yerimize getirecek başka insanlara devrettiğimizdir. Yani buradan çıkarılacak sonuç hiç kimsenin yeri doldurulamaz değildir olmalıdır. Elbette farklı bakış açıları farklı sonuçlar doğurabilir, fakat benim fikrim bu yönde. Tekrar sözünü ettiğimiz, her şeyin bir paradoks olmasına geri dönersek; evren öyle bir sistem üzerine kurulmuştur ki dünyada yaşayan her canlı aslında özeldir. Dünyadaki her canlı, özellikle insanlar tek başlarına orijinal birer parçadır. Fakat aynı zamanda hiçbirinin yeri doldurulamaz değildir. Başka bir deyişle “düzen” kendini garantiye almış, sigortalamıştır.
Tüm insanlar kendi çaplarında özeldir fakat büyük resme bakıldığında hiçbirisi değildir. Bu fikir bir yanda dursun, göze çarpan bir başka konu daha var. Büyük resim olarak tanımladığımız şeyde insanlar genel olarak eşittir. Fakat dünya tarihi boyunca bütün anlaşmazlıklar, bütün kavgalar, bütün savaşlar, bütün isyanlar insanların eşitsizliği yüzünden çıkmamış mıdır? Eşitsizlik konusu para olsun, aşk olsun, yetenek olsun, çıkarlar veya fırsatlar olsun fark etmez. İnsanlık bunca yıldır eşit olamamış ve dahası, olmak istememiştir. Sosyalist rejimleri diğer yönlerdeki tüm artı ve eksilerini bir tarafa bırakarak bu konu üzerinde inceleyelim. Bu rejimlerin temelinde tüm insanların toplumsal eşitliği söz konusu idi. İşçi sınıfı ortadan kalkacak, patronlar, zenginler, fakirler, akla gelen tüm sınıflar ortadan kalkacak ve sadece tek bir sınıf olacaktı. Teoride bu şekilde barışa gidebileceklerine, toplumsal ve sürdürülebilir mutluluğa erişeceklerine inanan insanlar sayıca çok fazlaydı. Fakat rejimlerin en kanlıları da bu sözünü ettiklerimiz olmuşlardır. Dünya üzerinde insanlar genel terimler çevresinde aslında eşit olmalarına rağmen, hayatın derinliklerine doğru hiçbir zaman eşit olmayacaklardır. “İnsan” kelimesi etrafında tümü eşit olmasına rağmen sonsuza dek varlıkça, aşkça ve yetenekçe fakirler ve zenginler olmak zorundadır. Paradoks dünyanın düzeni ancak bu şekilde işlemeye devam edecektir.
Sadece insanlarda değil, tüm canlı türlerinde bu olguyu gözlemleriz. Tüm canlı türlerinde eşitlik ve eşitsizlik aynı vücuttadır. Çiftleşme zamanında genelde seçici cinsiyet olan dişiler, erkeklerin fiziksel yapılarına, güçlerine ve güzelliklerine bakarak hangisiyle soylarını devam ettirmenin daha mantıklı olduğuna karar verirler. Onların dünyasında güzellik, güç, estetik sağlık demektir. Vahşi doğada besin zinciri dâhilinde güçlü olan daha iyi beslenir. Bunlara sürü liderliği kavgasını da eklediğimizde şanslılar ki tüm çatışmaları bu kadarla sınırlı kalır. Halbuki insan o kadar şanlı değil. Eğer insan sosyal çevresinde yeteri kadar eşitsizleşemezse, bu kalabalık dünyada diğer insanlar tarafından farkedilmesi zorlaşır. Ve farkedilmeyen insanın yaşamayan insandan pekde bir farkı kalmaz.
Şimdilik bu kadar, devam edecek
“Tüm insanlar kendi çaplarında özeldir fakat büyük resme bakıldığında hiçbirisi değildir” fikride “Individual Differences” ismi verilen bir teoriye dahilmiş, şimdi öğrendim. Çalışmalarımı araklıyorlar yahu.